Değerli Hocam Prof. Dr. Kenan Gürsoy’la 8 yıl önce başlayan çalışmalarımızda, felsefe tarihinin derinliklerinden gelen bir söz (deyiş) dikkatimi çekmişti. “Kendini bil!”. Sokrates’in yüzyıllardır yankılanan bu sesine, Arabistan yarımadasından bir başka ses katılacaktı ve peygamberliğin mührü olan Hz. Muhammed, , “kendini bilen Rabbini bilir” Hadis-i Kutsi
Vatikan Büyükelçimiz Prof. Dr. Kenan Gürsoy Hocamla birlikte felsefe tarihi ve egzistansiyalist felsefeciler üzerine yaptığımız çalışmalarımızda önemli düşünürleri tanıma fırsatım oldu. Beni derinden etkileyen bu düşünürlerin varoluş üzerinden manalarını arayışlarına, sekiz asır önce Anadolu’mdan tutulan ışığı fark ettim. Büyük düşünür Mevlana Celaleddin Rumi sesleniyor: “Hareket, gayret,
Mevlana, Varlığın mistisizmini Ve aşkın lirizmini sezerek Gözü yaşaranlara ölmeyen arkadaştır. Kendini O’nda kaybeden, O’nu kendinde bulmuş olacaktır. Hasan Ali YÜCEL Rumi’yi bu denli güzel özetleyen ifadelerin açıklaması O’nun büyük eseri Mesnevi’den gelir. ‘Eğer varlıklarla aranızdaki dili hissedebilirseniz, bu dil evrensel bir senfoninin notaları gibi kulağınıza akar ve ancak o zaman yüreğinizdeki mananın
Prof. Dr. Kenan Gürsoy Hocamın önderliğinde “Varoluş Felsefesi” alanında yürüttüğümüz çalışmaları kendi yaşanmışlığım üzerinden değerlendirme gayretim beni insan gerçeği üzerine tefekküre yönlendirdi ve bilincinin farkında olabilen insanın kendi manasını arama çabalarının tarihsel yolculuğunu tanıma fırsatım oldu. Bu arayış serüveninde Heidegger’in “İnsan, varlığın ve hiçliğin karşılaşıp birbirlerini
Prof Dr Kenan Gürsoy Hocamla gerçekleştirdiğimiz felsefe atölyesi çalışmaları yaşanmışlığın yorgunluğu içinden gelen biz öğrencilerine “Varoluş Felsefesi”nin kapılarını açmış, birçoğumuza belki de o güne kadar üzerinde hiç durmadığımız varoluşumuzu sorgulama fırsatı vermiştir. Bu fırsatın değerlendirilmesi “varolmak” ötesindeki “varoluşta” birlikte olmanın bilinciyle insanın dışsal yolculuğunun yanında içsel
Sanat bir dildir. Sanatçı bu dili konuşabilendir. Flaubert der ki : “Tanrı nasıl yaratısında görünmez ama tam ve güçlü olarak yaratısının içinde varsa, sanatçıda yapıtının her yerinde seçilmeli ama görülmemeli. Çalışmalarım içsel etkinliğimin dışa yansımalarıdır. Varoluş içinde, insanın kendi mücadelesi, çokluk içindeki tekliği, kalabalık içindeki yalnızlığı her zaman
Felsefeye ihtiyaç duydum, varoluş felsefesine yöneldim. İnsanın ikiliğini görüp, mana olandan tasavvufa yol buldum. Gördüm ki aşkın içkin olup bir noktada buluştular. Ben Âdem içinde, Adem ilim içinde, inançlar ilmin içinde Ortak olanda tefekkür edip, sonra yollara düştüm. Dünya kazan oldu, ben kepçe… Şaştım, kaldım kendimce. Geceyi gündüzle birlikte görüp…. Bulutlarda
Yunus aşığı bir dostun talebi üzerine, fırçamdaki renkler Rumi’nin Mesnevi’sinden Yunus’un Divan’ına doğru aktı. “Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlam seni…” ezgisi eşliğinde Yunus’un peşine takıldım. Kim zaman, Yunus’un peşinde gölge, kimi zaman da cebinde nokta olup yaylalara, çiçeklere, zirvelere yürüdük, bazen de Taptuk’un kapısına yöneldik… Bir ara