Medine ve Kendinden Kendine Erişim
269
post-template-default,single,single-post,postid-269,single-format-standard,stockholm-core-1.1,select-theme-ver-5.1.7,ajax_fade,page_not_loaded,vertical_menu_enabled,paspartu_enabled,menu-animation-line-through,side_area_uncovered,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.3,vc_responsive

Medine ve Kendinden Kendine Erişim

Değerli Hocam Prof. Dr. Kenan Gürsoy’la 8 yıl önce başlayan çalışmalarımızda, felsefe tarihinin derinliklerinden gelen bir söz (deyiş) dikkatimi çekmişti. “Kendini bil!”.

Sokrates’in yüzyıllardır yankılanan bu sesine, Arabistan yarımadasından bir başka ses katılacaktı ve peygamberliğin mührü olan Hz. Muhammed, , “kendini bilen Rabbini bilir” Hadis-i Kutsi üzerinden insanlara hakikatinin yerini işaret etmekteydi…

Bu yazının konusu da insanın hakikati üzerine yapılan tefekkürün dostlarla paylaşımıdır; 20 yy.’ın çok kıymetli mutasavvıf ve eğitimcilerinden Ke’nan Rifai Büyükaksoy’un yaşam felsefesi üzerine yapılan çalışmaların ışığı altında…

Kendilerinin torunu hocam Kenan Gürsoy ile birlikte okuduğumuz, “Ken’an Rifai ve yirminci asrın ışığında Müslümanlık” adlı kitabın 89. sayfasında “Medine ve Kendi Kendine Erişme” başlığını görünce, heyecanlandım. Heyecanımın ilk nedeni, tanıdığım bir şehrin adının geçmesi; diğer nedeni “Kendi Kendine Erişme” başlığı.

Evet, yine bir “kendin” dokundurması ile sunulan bir anahtar vardı. Bu büyük şahsiyetin Medine’deki yaşamı üzerinden… Haydi.

Kitabın yazarı, Samiha Ayverdi Hanımefendi’nin deyişiyle, “…. Tekrar Medine’deki büyük aşkın peşine düşelim”. Ama yazar yine bizleri uyarıyor, “ fakat Medine’deki hayatının sırlarını tamamıyla fethetmek, belki hiç kimse için, hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Zira bu şehir, onun aşk ve iştiyaktan; hasret ve ıstıraptan yoğrulmuş varlığının, kıvam ve visale ayak bastığı yerdir.”

Okuduklarımız üzerinden kendime sorularım başlamıştı. Evet, soruyu kendimden kendime soruyordum.

– Önce varlığın yoğrulması mı gerekirdi? Gerçi, insan varoluşu içerisinde yoğrulan bir varlıktır diyebiliriz ama buradaki yoğrulma üzerinden tefekkür etmenin önemli olduğunu düşündüm.

– Aşk ile yoğrulmak, iştiyakla yoğrulmak, hasretle yoğrulmak ve ıstırapla yoğrulmak… İnsanın, kendine erişebilmesinin ilk işaretleri miydi?

– İnsanın, madde ve mana arasında kurmaya çalıştığı köprünün harçları mı yoğrulmaktaydı?

– Sevenin sevdiğini arayışı ve bu arayışta sevildiğini fark ederek, (Yunus’un deyişiyle) “Biz sevdik, âşık olduk; sevildik, maşuk olduk” İlahi Sırrının mazhar olması, köprünün başka bir malzemesini mi oluşturuyordu?

– Varılan bu kıvamla, varlığın iman köprüsünü kurarak altından akan nehrin ihtişamını seyretmek olmalıydı, visale ayak basmak.

– Bu visalde, madde, mana ile; akıl, aşk ile Bir’liğe dönüşmekteydi adeta. Köprü sanki nehre Medine’de kavuşuyordu, geçecek yolculara cesaret vermek üzere…

– Evet, fark ettim ki, seven ve sevilenin birliğinin idraki, kendini bilmenin başlangıcıydı…

– Kenan Hocamın, öğrencilerine, “hepimize “Birleyerek Oluşmak” nasip olsun, inşallah” deyişi aklım geldi.

– Sessizce hocama sordum:

“AŞK, insanın diğer varlıklardan yansıyan varoluş sırrını bulup keşfetmesi midir”?

Tülay Gürses

Nisan 2015, İstanbul