Rumi Aşk Bağı
Prof Dr Kenan Gürsoy Hocamla gerçekleştirdiğimiz felsefe atölyesi çalışmaları yaşanmışlığın yorgunluğu içinden gelen biz öğrencilerine “Varoluş Felsefesi”nin kapılarını açmış, birçoğumuza belki de o güne kadar üzerinde hiç durmadığımız varoluşumuzu sorgulama fırsatı vermiştir.
Bu fırsatın değerlendirilmesi “varolmak” ötesindeki “varoluşta” birlikte olmanın bilinciyle insanın dışsal yolculuğunun yanında içsel yolculuğunun da kapılarını göstererek aslında kapıların bir madalyonun iki yüzü gibi olduğunu fark ettirme imkanı sağlamıştır. Yani öteki ile ben varım ama; algıları olan, içsel yaşamı olan, tepkileri olan bir “BEN…”
Dış dünya-iç dünya (Büyük evren-küçük evren) ve ikisi arasında kurulacak olan “DENGE” de benin önemi…
Zamanın her anında yeri sürekli değişken bu dengeyi bulma sorumluluğunu hissedebilen benin çabaları…
Çalışmalarımız ilerledikçe bizler belki de fark etmeyerek bu “denge”nin peşinde koşmuş yorgunlar olarak atölyemizde buluşup hocamızın öncülüğünde yaşanmışlığı kavramsallaştırmanın keyfine varıyorduk.
Yine hocamızın ışığı ile, “varoluş” ta insanın sorgulayan ve anlam bulamamanın sıkıntısını yaşayan, çaresizlikle “hiç” dedikleri nihai kapının önünde bekleyen birçok değerli filozofların arasından bizlere uzanan kendi kültürümüzün abideleşmiş bilgelerinin ellerini fark ederek fısıltılarını işitebilme şansını yakalıyorduk..
Evet…Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Mevlana birlikte sesleniyorlardı .” Kendi davranışlarında diğerlerinin özgürlüğüne dikkat et ki sevgiyi yakalayabilesin.Zıtları bir eyleyen sevgi, bildiğin renkleri renksizlik içinde toplayarak sana huzurlu varoluş sunacaktır. Ancak sen “ Hiçlik kapsını; algılayabildiğin somut evren içindeki gizli aşk bağını fark edebilirsen aralayabilirsin. “ diyorlardı.
Ve Celaleddin Rumi, aşk bağını fark edemeyenlere Divanı Kebirden
“Dünyanın her cüzü, her parçası aşıktır. Her parçası bir buluşma sarhoşudur. Fakat onlar sırlarını sana söylemezler. Çünki sır layık olandan başkasına söylenmez. Eğer şu gökyüzü aşık olmasaydı, göğsü gönlü böyle saf ve lekesiz olur muydu? Eğer güneş de aşık olmasaydı onun yüzünde bu parıltı, bu ışık bulunur muydu? Yeryüzü ve dağ aşık olmasalardı her ikisinin de gönlünde bir ot bile bitmezdi. Eğer deniz aşktan habersiz olsaydı böyle dalgalanabilir miydi? Elbette bir yerde donar kalırdı” diye sesleniyordu
Tanrı dostluğun ,hoşgörünün ,verebilmenin ,adaletin ve kalpten akledebilmenin kısaltılmış ismi AŞK bağını tüm insanların farkederek yaşamasını nasip etsin. teşekkürler